Menü
Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım

Çeşme Tatilimiz

9/11/2009 ·



Bu yaz tatilimizi nerde yapacağımıza karar vermeden önce aklımızda olan birkaç yerdeki otelleri kıyaslayarak  bu tatilden beklentimizin ne olduğunu düşündük. Son yıllarda farklı tatlarıyla hem yerli hem de yabancı turistler arasında tercih edilen, yazılı ve görsel basında birçok ünlüyle adını duyduğumuz Çeşme'de, yorucu bir yılın ardından bize enerji depolayacak iki haftamızı geçirmeye karar verdik. İki hafta Çeşme için fazla mı olur, yapacak bir şey bulamazsak sıkılır mıyız diye de düşünmedik değil. Ama dediğim gibi beklentimiz hem dinlenmek, eğlenmek, gezmek, hem de denizin ve  güneşin tadını çıkarmak olduğundan sıkılma düşüncesi geldiği gibi kayboldu zihnimizden..

Konaklamak için birçok dostumuzun anlata anlata bitiremediği, ağırladığı misafirleri ve organizasyonları ile de adını duyuran Ilıca Hotel' i seçtik.

Çeşme'ye gitmeden önce, internetten yaptığım araştırmalar ve blog yazılarıyla aşağı yukarı bir program oluştu kafamda, hatta 2 hafta yetecek mi diye düşünmeye başladımJ

 

Her ne kadar birbirine çok yakın olsa da, Çeşme'nin farklı bölgelerinde de vakit geçirmek istediğimizden araba ile yolculuk yapmaya karar verdik...

 

Otele öğle 13.00 sularında vardık. Gayet sıcak bir karşılamadan sonra, otele kayıt işlemlerimiz yapıldı. Otel dolu olduğundan ve giriş saatinden önce vardığımızdan, odamızın hazırlanması için bir süre beklememiz gerekti. Odamızın hazır olmasını beklerken, ikram edilen buz gibi limonatanın eşliğinde otel ve çevre hakkındaki kısaca bilgilendirildik.

 

Odamıza yerleşir yerleşmez mayolarımızı giyip masmavi denize attık kendimizi. Deniz suyunun faydaları anlatılır yıllardır, hatta birçok hastalığa karşı bağışıklık sistemini de güçlendirir diye bilirim. Gerçekten insan derin sularda yüzdükçe, vücudundaki her hücre uyanıyor, yenileniyor sanki.

 

Ilıca Otel'in odalarındaki konfor plajında ve dış mekanlarında da aynı. Otelin kendine ait küçük kumsal plajı çok keyifli ama daha çok çocuklu aileler kullanıyor. Biz denize girmek ve güneşlenmek için iskeleleri tercih ettik. Havuzlar da çok cezp edici ama denizin yanında bizim için şansı olmuyor...Çevrede çok popüler beach club lar olmasına karşın,  Ilıca Hotel  plajda bulunan restoran ve barlarıyla da, beach clubları aratmıyor. Akşam yemeğimizi otelin açıkbüfesinde yedikten sonra, sabırsızlıkla keşfetmek istediğimiz Alaçatı sokaklarına gitmeye karar verdik.

Daha önceki tatillerimizi güney bölgelerde  geçirdiğimizden, açık büfe yemek anlayışı ile ilgili bir önyargımız vardı. Büfede sunulan her çeşit birbirinin benzeri, lezzetli hatta doyuracak bir şeyler bulmanız bile zor olurdu zaman zaman onca yemeğin arasında. Ilıca Hotel'in akşam yemek büfesi ufak tefek eksikler olsa da, gerçekten özenle hazırlanmıştı. Hem bildiğimiz, hem de hiç bilmediğimiz, hatta adını bile duymadığımız çok lezzetli yemekler vardı. Zeytinyağlısından tatlısına kadar Ege mutfağının birçok farklı lezzetini burada tattım ve çok beğendim diyebilirim. Yemekler güzel olunca, restoranın çok kalabalık olması da kaçınılmaz oluyor sanırım.

 

Alaçatı'ya gelince Çeşme'de olduğumuzu unuttum. Taş evler, daracık birbirinden şirin sokaklar, hepsi farklı havada cafeler,restoranlar bizi farklı bir diyara getirdi sanki. Büyülendim diyebilirim.Meraklıları için Alaçatı'nın tam merkezinde çok büyük bir antika pazarı var. Burada antika dışında, kendi ürünlerini satan bayanların tezgahları da çok rağbet görüyor. Hiçbirşey almasanız bile 1-2 saatiniz keyifle pazardaki tüm tezgahları gezerek geçiyor. Lavanta çiçeği Alaçatı'nın simgesi olmuş taş evlerden sonra. Her sokak başında minik tezgahlarda satılan kurutulmuş lavanta buketleri veya kesecikleri,  yörenin farklı bitkileri, sevdikleriniz için hoş birer armağan olabilir. Ben dayanamayarak lavanta keselerinden bolca aldım, eve dönünce arkadaşlarıma da vereceğim.
Alaçatı'ya tatilimiz süresince gece gündüz birçok kez gittik. Gerçekten gecesi ayrı, gündüzü ayrı bir keyif. Alaçatı'da butik otel sayısı çok fazla, otellerin hepsi çok güzel. Bir dahaki tatilimizde 2-3 günü mutlaka burada geçirmek istiyoruz ama otel seçmek gerçekten çok zor. Ve mutlaka Alaçatıya geldiğiniz zaman bir sabah kahvaltınızı taş evlerin bahçelerinde yer alan mekanlardan birinde yapın. Zeytin yağı ile pişirilmiş menemene ekmek bandırmanın tadı Alaçatı'da bir başka... Üzerine de Sakızlı Türk kahvesi..


Alaçatı merkezin 4-5 km dışında çok güzel koylarda sıra sıra surf okulları var. Alaçatı surfe elverişli rüzgarlarıyla dünyada ilk üçe girmiş ve binlerce yerli  yabancı surf tutkununun akınına uğruyor. Biz surf yapmayı bilmediğimiz için sadece denizde rengarenk bir görüntü oluşturan surfçüleri izlemekle yetinsek de, gelecek yıl bu spora başlamak ya da en azından denemek için karar aldık.

 

Çeşme'nin rüzgarına inat en sakin yer Aya Yorgi koyu. Bu koyda da çok güzel beach clubler var, manzara mükemmel burada. Ancak giriş, otopark  ücreti de dahil  fiyatlar biraz yüksek.Aya Yorgideki beach clublerin akşam yemeği için denize sıfır restoranları var ve hepsi yemek sonrasında dünyanın en iyi DJ leri ile sabahın ilk saatlerine kadar  tatilcileri eğlendiriyor. Odanıza gidip uyumadan önce Çeşme'nin olmazsa olmazı, kumru yemek alıyor sırayı. Ilıca'ya gittiğinizde deniz kenarında sıra sıra dizilmiş kumrucuların hepsi kalabalık, herkes uyumadan önce kumru yemek için bekliyor. Bizim alıştığımız gibi çorba yerine kumru da Çeşme gecelerinin finali oluyor.

 

Çeşme'nin gece hayatı sadece beach clubler ile sınırlı değil.  Her hafta başka bir popüler sanatçının sahne aldığı barlar, beach clublerde düzenlenen farklı konseptlerde geceler de Çeşme'de eğlencenin bir parçası. Alaçatı Babylon'da her hafta yapılan sirtaki gecesine katılma şansımız oldu bizim de. Sakız Adası'ndan 3 kişilik bir grup , plajda kumların üzerine atılan masa ve sandalyeler, Ege mutfağının mezeleri bu gecenin konseptini başarıyla oluşturmuş. Babylon'un hemen yanında Makah Beach'de her hafta farklı bir ülkenin konseptinde geceler düzenleniyordu, ancak bizim katılma şansımız olmadığından biraz içimizde kaldı.

 

Tarihten hoşlanıyorsanız Çeşme'de çok fazla seçeneğiniz olmasa da, Çeşme Kalesi, günümüzde sergi salonu olarak kullanılan büyük kilise, kervansaray ve sokak aralarında bulunan çeşmeler görülebilir. Küçük bir balıkçı köyü olan Ildırı'da bulunan antik kent de   görülebilecek tarihi yerler arasında. Ildırıya ziyaretimiz sırasında, yolun kenarında çok güzel deniz manzarası olan bir cafede oturduk. Burada, çıtır çıtır kızarmış  İzmir lokmasını yerken güneşin batışını izlemek gerçekten çok büyük bir keyif. Ildırı'da  çok güzel balık restoranları da var ama  biz tercihimizi Dalyan'dan yana kullandık.

 

Çeşme'nin kendine özgü keyifleri var ve bence en önemlisi, 7den 70 e hiç kimsenin sıkılmayacağı bir yer. Biz iki haftamızı dolu dolu  gezerek, Çeşme'nin her köşesinin tadına vararak geçirdik. Çeşme'ye çok yakın olan Yunan adası Sakız'a vizemiz olmadığı için gidemedik. Günü birlik gidişlerde vizeye gerek olmadığını sanıyorduk, biraz hayal kırıklığına uğradık. İnşallah gelecek tatilimizde bir gün Sakız'a da gideceğiz.

 

Çeşme'de son günümüzü otelin SPA merkezinde dinlenerek geçirdik. Buradaki termal su havuzunu görünce biraz şaşırdım, suyun rengi kahverengi, çamurlu ve kirli gibi.  Merakla biraz da çekinerek sordum görevliye,  termal suyun içinde yüksek oranda farklı mineraller olduğunu, rengini ve kokusunu da bu minerallerden aldığını söyledi.   Zaten içindeki minerallerden dolayı birçok hastalığa iyi geliyormuş. Suyun sıcaklığı çok yüksek olduğundan ben uzun süre kalamadım havuzda ama bu kısa süre bile rahatlayıp gevşememe yetti. Havuzdan sonra yaptırdığımız masajlar ile  bir yılın yorgunluğu o odada kaldı sanki...

 Otelden ve Çeşme' den ayrılırken biraz içim burkuldu. Yol boyunca  yaşadıklarımızı düşündüm ve tekrar gelinceye kadar beni yalnız bırakmayacak Çeşme anılarımla eve döndüm.

Sizlerin de bu anılara sahip olmanız dileğiyle...

Yorum (yok) Yorum yaz!